
- Trump ve Joker’in Politik Paralelliğinde Anti-Kahramanlık Kronolojisi - 12 Ocak 2025
- Sinemada Nükleer Manyetik Rezonans: R.M.N., Romanya ve Sağ Popülizm - 22 Ocak 2023
- Deve, Cüce, Dev: Üç Belgeselde Finansal Krizler ve Sosyoekonomi Görüngüsü - 16 Ocak 2022
- Hırsız ve Ressam (2020): Hırsızı Anlamalı Mıyız? - 3 Ocak 2022
- Artırılmış Kültürel Gerçeklik: Çizgi Filmlerin ve Animasyonların Kültürel İşlevi - 17 Nisan 2021
- Renkli Sinema Döneminin Renksiz Şaheserleri - 11 Aralık 2020
- Ferit Karol ile Kumbara (2020) Filmi ve Bir Söyleşinin Ötesi: “Siz Geniş Zamanlar Umuyordunuz” - 28 Ekim 2020
- Timurtaş Onan ile Şehirlerde Kaybolmak - 10 Ağustos 2020
- Karl Talip Kara ile Söyleşi: “Kralların Tercihidir Yağlı Boya” - 28 Nisan 2020
- Ver Parayı: Memur Olma Amir Ol - 14 Mart 2020
Soyut kavramları temellendiren somut edinimler, kimi zaman bir sukut-u hayalden kimi zaman ise travmatik bir geçmişten kopamaz ve ait olduğu sanatçının ardından gelir. Henüz 13 yaşındayken intihara meyilli annesinin cesedinin nehirden çıkartılmasına şahit olan René Magritte bu esnada annesinin ıslanmış elbisesinin bir şekilde yüzüne yapışması imgelemini hayatı boyunca unutabilecek midir? Magritte’in beynindeki arka bahçe, bir daha hiç dokunamayacağı anne sevgisinin sukut-u hayali ile hep solgun kalacaktır. Nitekim yaptığı onca tabloda yüzü örtülü veya başı yerinde olmayan insanlar, çıplak orta yaş üstü kadın bedenleri, bir travmanın sürreal izdüşümleridir.
1916 yılında Brüksel Kraliyet Güzel Sanatlar Akademisi’nde eğitim almaya başlayan Belçikalı René Magritte, bağımsızlığının kısıtlandığını düşünen pek çok deha sanatçı gibi okulunu terk edip para kazanmanın “realitesine” giriş yapmıştır. Reklam afişleri ve duvar posterleri yaparak geçimini sağlamış; Picasso, Braque ve Chirico gibi ressamların eserlerinin replikalarını resmederek sokaklarda satıcılık yaptığı günler olmuştur. Günümüze geldiğimizde ise Magritte’in eserlerinin pek çok modern sanat akımına, eserine, filmlere ilham kaynağı oluşturduğunu görmekteyiz.
Magritte bizlere, eserlerinde gördüğümüz her şeyin bir hayalden ibaret olabileceğini düşündürür. En basit örnek olarak tütün içtiğimiz bir piponun ya da yaşadığımız şu zor hayatın gerçek olmama ihtimalini. Magritte’in 2. Dünya Savaşı izlenimlerini yansıttığı tablolarında eksikliğini hissettiğimiz “Baba” figürü yine bu tablolarında takım elbiseli, şemsiyeli adamların figürasyonunda gizlidir. Bu gizli dünyanın içerisinden fırlayan Ajan Smith (Matrix) ve Magritte’inkine benzer bir gerçeklik sorgulamasının izlerini takip eden Matrix (1999) filminde cevabı aranan soruyu hatırlayalım: “Hiç gerçek olduğunu sandığın bir rüya gördün mü? Ya o uykudan hiç uyanamasaydın? Rüya olduğunu nasıl anlayacaktın? “ (Morpheus)