İşe Yarar Bir Şey (2017): Yaşamak, Bir At Gibi Huysuzlanıyor Kapımızda Sevgilim

Dilan Salkaya Hakkında

1994 yılında İstanbul'da doğdu. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema Bölümü'nde lisansını tamamladı. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde yeni medya ve çocuk alanında yüksek lisansına devam etti. Fil'm Hafızası, Sinema Terspektif, Berfin Bahar, Hayal Perdesi gibi farklı basılı ve online mecralarda sinema üzerine yazıları yayınlandı. Sinema doktorasına devam ederken, Mayıs 2019'dan bu yana Arter'in Öğrenme Programı'nı oluşturan ekiple birlikte çalışıyor.

İşe Yarar Bir Şey (2017), tesadüf unsurunun vazgeçilmez olduğu Pelin Esmer sinemasında şiirsel gerçekçi anlatımı ile ayrı yerde duran bir yapım. Sinemaya Koleksiyoncu (2002) ve Oyun (2005) olmak üzere iki belgeselle giriş yapan, hatta 90’larda tarihi bir filmde (Cumhuriyet, 1998) yönetmen asistanlığı deneyimi de bulunan Pelin Esmer, ilk uzun metrajlı filmi 11’e 10 Kala’da (2009) yarattığı özgün karakteri Mithat Esmer ile kurmacayla devam edeceği sinema serüvenini sağlam bir temel üzerine oturtmuştu. Bütün hayatını kitap ve kâğıt koleksiyonuna adayan Mithat Bey ile apartman görevlisi Ali’nin (Nejat İşler) bina sakinlerine karşı birlik oluşları ve deprem tehlikesi nedeniyle yıkılıp yeniden yapılması gereken binayı bu hâliyle kabul etmeleri, aralarında ilginç bir ilişkinin gelişmesine sebep olmuştu. Finalde ise boş bir binada koleksiyonuyla baş başa kalan Mithat Bey, farkında olmadan kapıcı Ali’nin de hayatını bambaşka bir yöne doğru değiştirmişti.

11’e 10 Kala

Ardından gelen Gözetleme Kulesi’nde (2012) de yine hayatları kesişen hostes Seher (Nilay Erdönmez) ile ormanda gözetleme kulesinde çalışan Nihat’ın (Olgun Şimşek), birbirlerinin kaderini değiştirmelerine tanık olmuştuk. Yazının başında da belirttiğimiz gibi İşe Yarar Bir Şey, Pelin Esmer’in önceki iki filminden sinemasal dili ile bir miktar ayrılsa da yine kesişen hayatları odak noktasına yerleştirerek yönetmenin kurmaca filmleri ile ortak nokta yakalamayı ihmal etmiyor. İşe Yarar Bir Şey’in lirik yanı yalnızca ana karakterinin şair Leyla (Başak Köklükaya) olması veya filmin hemen her sekansına yerleştirilmiş şiir anlatımları/dışavurumları ile sağlanmıyor. Filmin, bir trenin adım adım raylarda ilerlemesi gibi akan anlatımı ve Gökhan Tiryaki’nin mükemmele yakın sinematografisi, esas olarak onu şiirsel gerçekçiliğe yaklaştırıyor. Öyle ki hikâyede bir de ölüm mevzusu olmasına rağmen ciddiye aldığımız kısım ölmek değil “biraz daha yaşamak” oluyor.

Hem hayatın hem de hayata dahil olamayacak kadar yukarılarda gezinen hayal dünyasının içerisinden seçip aldığı iki karakteri bir tren yolculuğunda buluşturan yönetmen, tıpkı 11’e 10 Kala ve Gözetleme Kulesi’nde olduğu gibi karakterlerinin birbirlerinin hayatının olağan seyrini değiştirmelerine izin veriyor. Bir hemşire olarak çalışan ancak oyuncu olma hayaliyle Leyla’nın ait olduğu hayal dünyasının kıyısından da olsa yabancısı olmayan Canan (Öykü Karayel), felçli ve ölmek isteyen Yavuz’u (Yiğit Özşener) “öldürmek” için İzmir’e doğru stresli bir yolculuğa çıkıyor. Eski okul arkadaşlarıyla seneler sonra bir yemekte buluşmak üzere yollara düşen Leyla da aynı trende olunca, Canan’ın babası kızını bir de Leyla’ya emanet edince yolculuk, akşam yemeklerinde buluşan iki kadının ortak yolculuğuna dönüşüyor. Elbette ki tesadüfler, bu yolculuğa ivme kazandıran temel unsur oluyor. Şairimizin gerçekçi yönü ise bulduğu her fırsatta olayları kendi öz süzgecinden şairane bir üslupla geçirmesine rağmen hayata avukatlık yaparak tutunmasında gizleniyor.

“Yaşamak, bir at gibi huysuzlanıyor kapımızda sevgilim.”

İşe Yarar Bir Şey, trenin durakladığı anlarda sıradan hayatın içerisinden seçtiği işçi, grafitici, kahveci, satıcı gibi karakterlerini de kadrajına dahil ederek kent sineması manzaraları çiziyor. Kentin içinde yaşamaktan ziyade sürüklenen, “görünmeyen” bu karakterlerin tren pencereleri aracılığıyla Leyla’nın bakış açısına düşmesi, bir şair olarak Canan’ın göremediklerini algı açıklığıyla fark etmesinden kaynaklanıyor. Şehrin ana damarlarını birbirine bağlayan tren rayları, ayrıksı hayatları final sahnesinde tek bir odanın içinde buluşturuyor.

Pelin Esmer, tren yolculuğunun sesleriyle ve treni bir film şeridi gibi kullandığı sahneleriyle akıcı, biraz sabır gerektiren bir anlatım yakalıyor. Durağan anları bozan ve seyirciyi eğlendirmeyi de başaran yan karakterler, kendi hayatlarının kısa bir anında Leyla ve Canan’ın yolculuğuna eşlik ediyorlar. Esmer’in senaryosunu Barış Bıçakçı ile birlikte kaleme aldığı İşe Yarar Bir Şey, özetle “yaşamak” üzerine, seyircinin yalnız kalarak, kendi özüne dönerek izlerse gülmeyi de hüzünlenmeyi de başarabileceği, bireysel ancak bir o kadar da çoğul bir yapım.

Bir cevap yazın